23.5.14

PANNA COTTA Türk Kahveli Jöleyle...

Meşhur bir İtalyan tatlısıdır; tarifini Türkleştirdiğimiz ve uzmanlaştığımız tiramisu kadar meşhur olmasa da...  "Pişmiş krema" anlamına geldiği rivayet ediliyor. Evet, krema ile yapılıyor. Ancak en önemli ve ulaşılması birazcık daha zor olan malzemesi olan yaprak jelatini, pastacılık malzemesi satan dükkanlardan bulabilirsiniz.

Panna Cotta, eski bir tatlıdır ve söylentilere göre en eski tariflerinde bile hayvansal jelatin kullanılırmış. Bu jelatini balık kılçıklarından elde ediyorlarmış. (Et-tavuk suyu yaparken ortaya çıkan bıngıl bıngıl jelimsi tabakayı bilirsiniz...) Tadı, kokusu nasıl engelleniyor bilemiyorum ama ben zaten yaprak jelatin kullanmaktan öteye geçmeyi planlamıyorum. Yaprak jelatine alternatif olarak toz jelatin öneriyorlar ancak ben hiç kullanmadım, sonuç nasıl olur bilemiyorum. Tarifi aldığım sitede (linkini altta paylaşacağım) 3 yaprak jelatine, 1 yemek kaşığı toz jelatinin denk geldiği belirtiliyordu. Denemek isterseniz, sonucu merakla bekliyor olacağım.

Tarifteki ölçüler "cup" olarak verildiği için benim paylaşımımda aynı şekilde olacak ancak yanlarına kaç grama denk geldiğini de ekleyeceğim.

 Panna Cotta:

2 cup krema (465 gr)
2 cup süt (484 gr)
1/2 cup şeker (100 gr)
3 yaprak jelatin
1 tatlı kaşığı vanilya esansı

 Krema, süt, şeker ve vanilyayı kaynama noktasına gelene kadar sık sık karıştırarak ısıtıyoruz. Fokur fokur kaynamaması lazım. Hafif bir kaynama başladığında altını kısıp, bir kaç dakika daha ocakta tutun. Ardından yaprak jelatini bir kaç dakika soğuk suda bekletin, biraz yumuşayınca suyunu sıkıp, tencereye ekleyin. Tüm jelatin eriyene kadar güzel güzel karıştırın.

Mümkünse şeffaf kaplara ya da bardaklara yaklaşık 2/3 kadarını dolduracak kadar boşaltın ve tamamen soğumasını bekleyin.

Türk Kahveli Jöle

1 paket toz jöle (Evet, ben de nadir de olsa bu tarz malzemeleri kullanıyor olabiliyorum.)
3 tatlı kaşığı Türk kahvesi
2 yemek kaşığı şeker
320 ml su

Suyun yarısıyla Türk kahvesini bir taşım pişiriyoruz. Ardından tülbent benzeri sıkı bir malzemeyle kahveyi süzüyoruz. (Buradan sonrası paketin arkasında da yazıyor.)

Kalan suyu, süzülmüş kahveyi, şeker ve toz jöleyi tencerede karıştırarak pişiriyoruz. Hafif bir yoğunlaşma başlayacak, ardından kaynar gibi yapacak. Ocaktan alıyoruz.

Panna Cotta'ların üzerine isterseniz fotoğraftaki gibi ince bir tabaka olarak, isterseniz 1 parmak kalınlığında dökebilirsiniz. Buzdolabında iyice soğuduktan sonra servise hazır!



Panna Cotta tarifi www.italianfoodforever.com adresinden alınmıştır.

5.5.14

Fıstık Ezmeli Köpek Bisküvisi

Bu bir köpek yemeği tarifidir. Ayrıca light bisküvileri sevenlere de önerebilirim. Köpeğimden önce ben bir kaç tane yemek zorunda kaldım (tamemen test amaçlı). ;)


200 gr tam buğday unu
2 yumurta
2-3 yemek kaşığı şekersiz yer fıstığı ezmesi
75 ml süt
1 tutam tuz
1 çay kaşığı kabartma tozu


Bisküvi-kurabiye hamuru yapar gibi malzemelerin hepsini karıştırıyor ve yoğuruyoruz. Tezgahı ve hamuru biraz unlayıp, mümkünse  bir merdaneyle açıyor ve kurabiye kalıplarıyla kesiyoruz ya da hamuru bir kaç parçaya bölüp elimizle yuvarlıyor, ince bir şerit elde edip bıçakla ince, yuvarlak dilimler kesiyoruz. Yağlı kağıdın üzerine azıcık aralıklar bırakarak yerleştiriyor, önceden 180 derecede ısıttığımız fırında yaklaşık 40 dakika pişiriyoruz.

Yaklaşık iki büyük fırın tepsisi kadar bisküvi elde edebilirsiniz, fırınınız küçükse miktarların yarısını kullanabilirsiniz. 

Bisküviler hafif tuzlu ve hafif fıstık ezmesi aromalı olacaktır. 



25.4.14

İç Baklalı Enginar

Enginar ve bakla sezonu açıldı. Yazın habercisi olan bu iki mükemmel sebzenin bir arada sunulması zaten bir klasiktir ve ben de bu klasiği anneannemden öğrendiğim tarza yakın olarak pişiriyorum. Enginar ve baklanın ortak iki kusuru ise kararma ihtimalidir, bunun için un ve limon mutlaka kullanılır. Farkettiyseniz, yemeklerimi mümkün olduğunca en sağlıklı malzemelerle pişirmeye gayret ediyorum.  Bakla ve enginarları ayrı ayrı pişirmemiz gerekiyor. En uğraştırıcı kısmı ise baklaların ayıklanması, iç baklanın yani tanelerin ayıklanmasından bahsediyorum! İlk olarak bakla tanelerinizin dışındaki kabuğu ayıklamanız gerekiyor. Küçük bir bıçak yardımıyla ufak kesiklerle tanelerin dışındaki kalın kabuğu ayrıştırıyoruz.

300 gram taze iç bakla
1 büyük soğan
6-7 adet ayıklanmış enginar
1 limon
Zeytinyağı
Tuz


Orta küp şeklinde doğradığımız soğanları zeytinyağında, orta ateşte pişiriyoruz. Şeker eklemeyeceğimiz için, tavsiyem soğanları mümkün olan en kısık ateşte, uzun sürede pişirmeniz. Böylece karamelize soğana yakın bir tat elde edebiliriz.

Ayıklanmış iç baklalarımızı, 1 tutam tuz ve baklalarda aynı seviyede kaynamış su ile tencereye ekleyip, kısık ateşte pişiriyoruz.

Başka bir tencerede enginarları pişirmeye başlayabiliriz. Mümkünse yayvan bir tencereye zeytinyağını ekliyoruz, ısınınca, enginarları yerleştiriyoruz. Üzerine 1 adet limonun suyunu sıkıyor, tuzunu ekliyor ve enginarların yarısına gelecek kadar sıcak su ekliyoruz ve orta ateşte pişiriyoruz. Arada enginarları çevirebilirsiniz. Enginarı bazıları diri, bazıları iyi pişmiş sever. İstediğiniz yumuşaklığa gelene kadar pişirebilirsiniz.

Yine bir anneanne tavsiyesi vermek istiyorum: Bakla ve enginar pişirirken metal kaşık kullanmıyoruz. Kararmasına neden oluyormuş. Bu bilgiden ötürü hayatımda hiç metal kaşık, kepçe kullanmadığımdan bu bilgi ne kadar doğru bilmiyorum. 

Pişme işlemleri tamamlanınca, enginar çanaklarına baklaları dolduruyoruz. Soğuyunca kıyılmılmış dereotu ile servise hazırdır!


3.2.14

Noodle dediklerinden... ;)

Elimde azar azar kalmış sebzeler varsa, noodle'ımı onlarla şenlendirmemden başka ne düşünebilirdim ki...

1 porsiyon:

160 gram noodle
1 havuç
1 ince pırasa
1-2 yemek kaşığı susam
2 yemek kaşığı Zeytinyağı ya da susam yağı
Soya sosu


Noodleları kaynar suda 5 dakika kadar haşlıyoruz. Bu arada istediğiniz gibi doğradığımız ama çok da kalın olmayan sebzelerimizi susam yağında ya da zeytinyağında, damak tadınıza göre az pişmiş ya da iyi pişmiş olarak vokta kavuruyoruz, pişmesine yakın susamları ekliyor biraz da onlarla kavuruyoruz. Haşlanmış noodle'ı voka aktarıp, bir kaç dakika daha çeviriyoruz. Ben bu süreçte biraz köri ekledim ;). Son olarak da 1 yemek kaşığı kadar da soya sosuyla lezzetlendirdim. Servise hazır...

(Yarım paket noodle ile 2 kişiyi fazla fazla doyurabilirsiniz, bence... Bu da yukarıdaki miktarların iki katına denk geliyor...)


30.12.13

Haşhaşlı Mandalina-Limon Keki ya da Kış Keki

Kekin tarifini bir kaç blogdan aldığım notlardan oluşturdum. Linkleri bulamadığımdan paylaşamayacağım. Zaten içerik biraz değişti, benim kekim oldu.

Farkettiyseniz ben pek kek filan yapan bir insan değilim, dün gece yapasım geldi, bugüne sakladım. En son kim bilir ne zaman kek yaptım... Sonuç beklenildiği gibi oldu. Bildiğimiz kek oldu, ha tam buğday unundan yapıldı.


Malzemeler:


250 gr şeker
3 yumurta
1 paket kabartma tozu
50 gr tereyağı + 40 gr zeytinyağı
360 gr tam buğday unu (elenmiş)
3 mandalina
1 limon
1 kaşık vanilya özütü
1 yemek kaşığı haşhaş
1 tutam tuz
 



Limon ve mandalinanın kabuklarını keke eklemek üzere rendeliyoruz, ardından sularını sıkıyoruz, kenara koyuyoruz.

Şeker ve yumurtayı iyice çırpıyoruz. Yağ, mandalina-limon suyu ve vanilya özütünü ekleyip, biraz daha çırpıyoruz. Son olarak kabartma tozu, tuz, mandalina-limon rendelerini, haşhaşı ve unu ekliyor, bir spatula ile güzelcene karıştırıyoruz.

Yağlanıp, unlanmış kalıbımıza karışımı döküyoruz. Önceden ısıtılmış, 180 derecedeki fırınımızda 50 dakika pişiriyoruz.


23.12.13

Lakerdalı Kepekli Makarna

Bildiğimiz lakerda, torikten yaptıkları... Makarna, kepekli fusilli. Kullanacağınız makarna değişebilir, elinizde ne varsa, ne seviyorsanız...

1/2 paket makarna haşlanıyor. Süzülüyor. 1 adet kırmızı soğan jülyen doğranıyor, zeytinyağında çok hafif çeviriliyor. Makarnaları soğanlara ekliyor, karıştırıyoruz. Bir avuç kadar dereotunu doğruyoruz, ocaktan almadan önce makarnaya ekliyoruz. 1 avuç kadar lakerdayı küp küp doğruyoruz, dilerseniz hemen tencereye atıp, karıştırabilirsiniz ya da servis sırasında makarnanın üzerine ekleyebilirsiniz. Tuzu çok çok az eklemeye dikkat edin.

Tek başına tüketebileceğiniz bir yemek. Yapımı pratik ama tadı inanılmaz güçlü. Tek ihtiyacı var o da bir kadeh şarap, benim tercihim kırmızıdan yana...




Yeni yılın en lezzetli hediyesi:

:) Bitter çikolatadan vazgeçtim. Sonuçta yeni yıl hediyeleri herkesin damak tadına uymalı. O yüzden bu sefer sütlü kuvertür aldım. Biraz 1/5 oranında bitter ekledim. Çok da karıştırmadım, ilerleyen günlerde yeni denemeler yapacağım.

Sevdiklerinize kendi elinizden çikolata yapmak çok kolay, keyifli ve bir o kadar da lezzeli bir deneyim olacaktır.

İhtiyacınız olan en önemli şey kalıp. Çikolata kalıbınız yoksa silikon buz kalıplarını da kullanabilirsiniz.

Çikolataları benmaride arada karıştırarak eritiyoruz. Öncesinde çikolataları küçük parçalara ayırmanız işinizi kolaylaştıraktır. Bu işleme "temperleme" adı veriliyor. Çikolata eritmenin en önemli işlemlerinden biri de ısı kontrolüdür, yapısının bozulmaması için doğru ısıyı aşmamak çok önemli. Bu yüzden benmaride eritiyoruz. Yapacağınız iş bu kadar aslında...  Eriyen çikolatayı kalıplara boşlatıp, 10 dakika kadar buzdolabında bekletin, sonra dışarı alın. İyice donduğundan emin olunca kalıplardan çıkarın. Ağzı sıkıca kapalı bir kapta, serin bir yerde saklayın.

Hediyelerinizi küçük kavanozlara koyabilir,  naylon ambalajlara koyup renkli kurdelelerle bağlayabilir ya da yağlı kağıda sarabilirsiniz.

Şimdiden mutlu yıllar!

Daha da kıymetli bir hediye hazılarmak istiyorsanız, Trüf  tarifine bir gözatmanızı öneriyorum.

Silikon buz kalıbında denenmiş ve aromalandırılmış çikolata yapımı için de buraya gözatabilirsiniz.


4.11.13

Kırmızı Çorba / The Red Soup

Bir güz çorbasıdır. Kırmızı olmak zorundadır.

3/4 su bardağı kırmızı mercimek
1 küçük boy pancar :)
1 küçük boy kereviz
1 küçük boy soğan
3-4 diş sarımsak
Zeytinyağı 
1 çay kaşığı kırmızı acı pul biber
Tuz


Malzemeleri kabaca doğruyoruz. 2 yemek kaşığı kadar zeytinyağında hafiften kavuruyoruz ( 2-3 dakika). Mercimekleri, ardından üzerini 3-4 parmak geçecek kadar su ekliyoruz. Tuzunu ve biberini de damak tadımıza göre ekledikten sonra tüm malzemeler pişene kadar kaynatıyoruz. Blenderla çekiyoruz.


Servis önerisi: Süzme yoğurtla çırpılmış krema ile servis edebilirsiniz. 



15.10.13

Çikolatalı Limon Kurusu



Dün anneannem için trüf yaptım. Bir miktar çikolatamın artacağını biliyordum. Bu yüzden eve gelince hemen bir kaç limonu yıkadım, kuruladım, dilimledim ve fırında kuruttum.

Öncelikle kurutma kısmını anlatayım: İnce dilimlenmiş limonları, telin üzerinde dizdim. Altının açık kalması önemli. 80 - 100 derecede kapağı hafif açık bir şekilde 4-5 saat kadar kuruttum. Kurutma işlemi için tüm aşamalar çok önemli. Isı yüksek olursa pişmeye ve kızarmaya başlayacaktır ki ben kurutmaya sabah devam ettiğim için kapağı kapalı unuttum ve birazı hafif kızardı. Bunu istemiyoruz. Kapağı çoğunlukla açık tutmalıyız ki içerideki nem hızla dışarı çıkabilsin ve ısı yoğunluğu olmasın. Limonların sulu kısmının tamamen kuruması gerekiyor. Yapış yapış bir kıvam da istemiyoruz. Tüm bu aşamaları tamamladıktan sonra kurumuş ve soğumuş limonlarınız için çikolatalarınızı benmaride eritiyorsunuz. İster yarısını, ister tamamını çikolataya batırıyorsunuz ya da  benim gibi tek yüzeyini çikolatayla kaplıyorsunuz. 10 dakika kadar buzdolabından dinlendirip, oda sıcaklığına alıyorsunuz. Tamamen donduğundan emin olduktan sonra ağzı kapalı bir kapta saklıyorsunuz. Yağlı kağıt üzerinde çalışırsanız, çikolatanız daha rahat ayrılacaktır.

8.10.13

Tavuk Yeme Fobisi

Uzun zamandır tavuk eti tüketemiyorum. İğreniyorum! Yemektir, nimettir, yemekten iğrenilir mi hiç? Geçenlerde arkadaşlar arasında da konusu açılınca, tavuk konusunu irdelemek istedim. Korkumun temeline inmem lazım ki yenebileyim!
Bir arkadaşım temel ihtiyacı olan yemeği için tavuk satın almak üzere, markete gidiyor. Bir bakıyor ki tavuğun tek bir göğsü bir eli kadar, bir adam eli kadar... Bize fotoğrafını çekip gönderiyor. Kendisi bir süre Amerika’da yaşadığı için orayla karşılaştırabilme şansına sahip, elbette bu deneyimlerini bizimle de paylaşıyor. Tavuk kanatları, tavuk göğsü ve butu onun Amerika’ya gittiği zamanlarda Türkiye’de bu kadar büyük değilmiş. Şu an gördüğü, Amerika standartlarında şişirilmiş tavuk parçaları. 
Konuya elimden geldiğince hayvan açısından bakmayacağım, insan sağlığının ne kadar riske atıldığını ve olası korkunç sonuçlarını derlemek, değerlendirmek istiyorum.
İlk olarak şunu söylemek istiyorum; o tavuğu market arabasına bile koymayın! İkinci olarak sorgulayın! Büyük firmaların sitelerine girin ve üretime dair somut, gerçekçi bir görsel bulun. 
Ne yiyeceksiniz? Bütçeniz elverdiğince organik sertifikalı tavuk, zamanınız yetiyorsa hijyenik ve doğal şartlarda tavuk yetiştiren birilerini bulacaksınız. Büyük şehir kaosunda ne kadar da zor...  Bu yüzden ben yemiyorum.
Şişirilmiş ve yavaş yavaş tavukluktan çıkmış üretim şekli nereden çıktı?
Elbette Amerika’dan. J.S. Foer’in “Hayvan Yemek” adlı kitabından edindiğim bilgiye göre: 1946 yılında, Tarım Bakanlığı desteğiyle daha az besinle daha fazla göğüs etine sahip bir tavuk oluşturulması için “Yarının Tavuğu” başlığıyla bir yarışma düzenliyor. Charles Vantress isimli bir yetiştirici kazanıyor. İki ırkın birleşiminden geniş göğüslü bir kuş elde ediyor. Bir dönüm noktası olduğu ve dönemi için önemli bir gelişme olduğunu inkar etmemek gerekiyor. Ancak, yine Amerika’da 1940’larda kapalı yerlerde, günümüzdekine yakın şartlarda tavuk üretiminin yapıldığı aynı kaynakta belirtiliyor. O zamanlardan beri sağlıksız koşullarda yetişen hayvanlara antibiyotikler veriliyor.
Bugün Türkiye’de karşılaştığımız durum, ne zamandan beri bilmiyorum hiç de farklı değil. Ahlaki sınırları zorlayacak koşullarda, kesinlikle doğasına aykırı şartlarda yaşayan tavukların insan sağlığına faydalı olabilme ihtimaline olan inanç şaşırılacak derece kuvvetli.
Yememiz beklenen ve yumurtlarını tükettiğimiz tavukların başına neler geliyor:
Yumurtadan çıkan civcivler ilk bir hafta 24 saat ışıkta bekletiliyor. Böylece daha fazla yemeleri sağlanıyormuş; 39-42 gün sonunda 2,3 kg ağırlığına ulaşıyorlarmış. Kemal Özer’in “Deccal Tabakta” adlı kitabına göre 1 civciv, doğal şartlarda 6 ayda 1 kg ağırlığına ulaşabiliyor. Işıksız 1 haftadan sonraki haftalarda günde 4 saat karanlıkta kalmalarına izin veriliyor. Böylece uyuyabiliyorlar. Sanmayın ki kıyamadıkları için uyumalarına izin veriliyor, ölmesinler ya da delirmesinler diye...  Kesilene kadar geçen yaklaşık 40 günlük sürede tıkış tıkış bir ortamda pislikleri içine yaşıyorlar. Hızlı büyüme, aşırı kilo kemiklerinde, kıkırdaklarında pek çok probleme sebep oluyor. Çoğu tavuk zayıf bağışıklık sistemi sebebiyle ve yaşadıkları ortam sonucunda enfeksiyona görünür bir şekilde açık oluyorlar. Bildiğimiz gibi yemlerine hasta olsalar da, olmasalar da antibiyotik katkısı yapılıyor.
İlginç bir şekilde iki farklı kaynaktada “delirmeden” kesildiklerinden bahsediliyor. Bir tavuğu delirtmek, delirme noktasına gelen tavuğu yemek... Korkunç bir bir senaryo gibi ama ben gerçekliğine inanıyorum. Yumurtadan çıkıyor, düşünmüyor bu hayvan, 40 gün içinde doğaya aykırı bir şekilde şişiriliyor, pislik içinde kesiliyor. İnsana oldukça zararlı bakteriler taşıdıklarından “haşlama kazanların” atılıyorlar, kimi zaman, çok hızlı seri üretimden dolayı canlı canlı da atılıyorlarmış. Yerli ve yabancı kaynaklarda karşıma çıkan korkunç gerçeklerden bir tanesi de hasta ya da hastalıktan ölmüş bir hayvanın zayi edilmemesi. Zaten bakterilerden arındırılması için bir takım kimyevi işlemlere maruz bırakıldıklarından hayvan yemi ya da işlenmiş tavuk ürünleri olarak karşımıza çıkıyor. Yediğiniz tavuk sadece şişirilmiş  ya da sadece antibiyotikle beslenmiş ya da işkence çekmiş değil; sofranıza gelen şey bir hayvan leşi olabilir!
Bütün bunları görmezden gelebiliyorsanız, afiyet olsun demekten başka şansım yok. Evet, günün sonunda hijyenik hale getiriliyor, uygun şartlarda taşınır, stoklanır ve kullanılırsa... Bunun için bir de klor banyoları var. Havuz suyu yutmaktan çekinmenize hiç gerek yok yani, zaten her tavukla bir miktar klor bünyenize hoş geliyor... Bu yemek okulundan da öğrendiğim bir bilgi. Tavuk dersimizde bir bütün tavuğu uygun parçalara bölmemiz gerekiyordu, itiraf etmem gerekirse en çok tavukla oynaşan ben oldum, beceriksizliğimden işi en son bitiren de bendim. Klor bilgisi zaten bize verilmiş ve hepimiz tavuklarımızı sudan geçirmiştik, buna rağmen ellerimde bariz bir kaşınma olması bu bilginin teyidi oldu. Benzer reaksiyonu deterjanlarla haşır neşir olmak zorunda kaldığımda da deneyimleyebiliyorum.
Yediğiniz tavuğun tadıyla ilgili de bir problem yaşıyor olduğunuzu hesaba katıyorum zira uzun zamandır tavuk yemediğim gibi, daha da uzun zamandır lezzetli tavukla karşılaştığımı hiç sanmıyorum. “Hayvan Yemek”te belirtilen “Consumer Reports”a göre doğal etiketli tavuklara lezzet için et suyu, tuzlu solüsyonlar ve tatlandırıcılar enjekte ediliyormuş. Bu bilginin yanlış olmadığından eminim ama merak ettim ve baktım ama bu bilgiye ulaşabilmem için bir sürü yazı okumam gerekiyordu...
Hijyen en önemli detaylardan biri, bugünlerde internette sıkça karşınıza çıkıyordur: Tavuklardaki bakteri. Tavuk en tehlikeli gıdalardan biri. Bunun için son kullanma tarihlerine dikkat etmenizi, şüphelendiğiniz herhangi bir durumda çöpe yollamanızı öneriyorum. Doğru dolap ısısında muhafaza edilmediği sürece ki organik ve doğal tavuklarda da böyle bir riskle karşı karşıyasınız. Büyük ihtimalle hepimiz farkına varmadan 1 kere gıda zehirlenmesi yaşamış ve bunun için tavuğu suçlamak aklımıza gelmemiştir. Salmonella, e. coli gibi  bakterilerin o tavuğa değen her şeyle bulaşabileceğini de hatırlatmak isterim. Tavuk kestiğiniz tahtayı, bıçağı ve ellerinizi iyice yıkamayı asla ihmal etmeyin. Endüstriyel üretilmiş tavuklarda bu riskin daha fazla olduğu pek çok kaynakta belirtiliyor.
Yumurta tavuktan çıktığı ya da tavuk yumurtadan çıktığı için yumurta da “Tavuk Fobisi” altına dahil edilebilir. Kuluçka tavukları, yediğimiz tavuklardan ayrı bir yerde yetiştiriliyor. Tek vasıfları var, yumurtlamak. Çeşitli katkılarla “nitelikli” yumurta üretimini gerçekleşiyor. Kuluçka tavuklarında ise tavukların birbirlerine zarar vermesini engellemek gibi bir kaygı yok, çünkü etleri kullanılmıyor. Bu yüzden daha sıkışık kafeslerde yaşıyorlar, kanatlarını açabilecek yerleri olmadığı için sürekli birbirlerine zarar veriyorlar. Bunun neticesinde açık yaralarla, pislik içinde yaşamak enfeksiyonu risk ötesi bir boyuta taşıyor.
Son olarak, fabrikasyon tavuklardan fayda alabilmeyi ben placebodan öteye taşıyamayacağım, yukarıda anlatmaya çalıştığım onca şeyden ötürü. Size faydalı olması için sağlıklı olması gerekir. Doğru besinleri tüketmesi gerekir. Kendi anatomisi içinde programlanmış gıdaları dönüştürebilmesi doğanın kanunudur. Doğal beslenen bir hayvan sağlıklı bir yağ oranına sahiptir. Kilo vermede ve kanserle mücadele önemli bir yeri olan CLA’yı, omega 3 gibi insan sağlığına faydalı asitleri içerir. Sağlıklı bir beden için, iyi gıda tüketin.
Dikkat edin! 


Kaynaklar:

J.S. Foer Hayvan Yemek

M. Pollan Etobur – Otobur İkilemi

K. Özer Deccal Tabakta

E. Schlosser Hamburger Cumhuriyeti

1.10.13

Aa, dişi bir müsliymiş bu! "Hurmalı, Yaban Mersinli, Keten Tohumlu Müsli aka Granola"

-->
Bugünlerde hem tembellikten, evet evet sadece tembellikten, kahvaltıda  kendime önceden hazırladığım müsliyi yediriyorum. Yanında da filtre kahve... Bir önceki gönderimimde, kahvaltının benim için ne kadar önemli olduğunu yazıp da, bu aralar bu şekilde idare ediyor olmam size de “mide şizofreni” olduğumu düşündürebilir. “Mide şizofrenisi de nedir?” diye merak ederseniz diye hemen yazayım: 1 aydır raw food üzerine, biriyle birlikte çalışıyorum. İşe gittiğim günlerde bildiğiniz açlıktan ölüyorum (Tansiyonum 5’e bile düşmüştü bir keresinde.) Azıcık meyve yiyor ama bir dolu çiğ yemek üretimi yapıyoruz. İş çıkışındaysa bütün o aşırı sağlıklı ve raw foodlardan arınıp,  kebapçıya gittiğimde zavallı midemin yaşadığı şey şizofrenidir.  Konuya dönecek olursak, evden erken çıkmam gereken zamanlarda müsli gibi kolay kahvaltı alternatiflerine ihtiyacım oluyor. Besin değeri yüksek ve doyurucu bir kahvaltıya ulaşmanın hızlı yolu müslidir. En son, yaklaşık iki yıl önce yapmış, yılbaşı hediyesi olarak arkadaşlarıma vermiştim. Hatta bazılarına barlardan yapıp (granola bar) hediye etmiştim. Bu sıralar benim mutfağımda moda olan müslinin içeriğinde elbette yulaf ezmesi,  keten tohumu, yaban mersini ve hurma var. Yulaf ezmesini ben biraz fırınlamayı tercih etsem de en son fırında unutup, yaktıktan sonra  kendime hiç iş çıkamamaya karar verdim.  Bahsettiğim malzemelerin çoğu kan şekerini dengelemede, kolestrolu düzenlemede, bağırsakları çalıştırmada ve hatta hormonal kanserlerin oluşumuna engel olmaktaymış. Dolayısıyla aşırı sağlıklı bir kahvaltı...
Yulaf ezmesini sütle haşlayarak da yiyebilirsiniz.  İnternette yulaf ezmesiyle ilgili yorumlara baktım, pek çok insan tadından hoşlanmıyormuş ama diyet krakerlerden yiyebiliyorsanız yulaf ezmesini de tüketebilirsiniz. Artı olarak kuru veya taze meyveyle tatlandıracak, süt veya yoğurtla destekleyeceksiniz. Yulaf ana malzememiz oluyor, en doyurucu içerik. Lif yönünden de zengin olduğu için pıtırcık bağırsaklarınızı düzene sokacaktır.  
İçine keten tohumu eklemenizi de öneriyorum. Keten tohumunu daha önce denemediyseniz, başlangıç için güzel bir yöntem olacaktır. Müslinize güzel bir doku katacaktır. Keten tohumu da oldukça faydalı besin. Özellikle vejetaryenlerin tüketimi için tavsiye ediyorum: omega 3 ve 6 bakımından oldukça zenginmiş. Kolestrol ve kan şekerini dengede tutuyor ve kansere karşı savaşanlar takımındaymış. Keten tohumu taneleri çok minik olduğu için  çiğnenmesi güç olsa da sindirim problemi yaşayanların çiğneyerek tüketmesi tavsiye ediliyor. Zaten çok fazla miktarda kullanmayacağımız için bilinen bir sindirim sıkıntınız yoksa zararı olmayacaktır. Doğru kullanıldığında inanılmaz şifası olan bir  gıda.  Biz kadınların menstürasyon dönemini rahat geçirmesini de sağlıyormuş. Hatta menopoz dönemindeki kadınlara da tavsiye ediliyor. Erkekleri bilmem ama kadınlara tavsiye edilir.
İncir, kayısı, dut, üzüm gibi şeker katkısı olmadan kurutulmuş tüm kuru veya taze meyveleri kullanabilirsiniz. Taze meyve kullanmak istiyorsanız, yemeden hemen önce dilimleyip, eklemeniz gerekeceğini hatırlatmak isterim. Ancak kuru meyvelerde karışımınızı önceden hazırlayıp, bir kavanozda bekletirseniz, işiniz oldukça kolay olacaktır.  Benim bu seferki tercihlerimden yaban mersini ve hurma kurusu. Yaban mersininin mayhoşumsu tadını, hurmanın ise süper lezzetli, tatlı tadını kullanıyorum. Yaban mersini yemesi oldukça keyifili bir meyve; kurusundan bahsediyorum. Yine, denilene göre kolestrol ve kan şekerini dengeleme konusunda öneriliyor. Bunun yanında idrar yolları enfeksiyonları sıkıntısı çekenlere öneriliyor. Göz hastalıklarında da oldukça şifalıymış. Bunların yanı sıra denilene göre varis ve hemoroide iyi geliyormuş! 
Bir de benim en çok sevdiklerimden hurma ise, Ramazan ayında tüketmeye alışık olduğumuzu bir meyve kurusu. Müslümanlar için de manevi değeri olan bir meyve. Değer sahibi olmasının sebebi de çok fazla iyi özelliğinin olması. Ramazan kışa denk geldiğinde iyi de, yazın gitmiyor. İlk olarak, hurma şekeri sayesinden müsliyi tatlandırma ihtiyacı hissetmeyeceksiniz, çünkü hurma inanılmaz tatlı.  İhtiyacınız olan şekeri rafine olmayan kaynaktan aldığınız için bedeniniz için hiç de zararlı olmayacağını belirtmek isterim. Denilene göre sinir sistemine ve zihin gelişimine faydalı içeriklere sahip. Bronşit, öksürük, soğuk algınlığına da iyi geldiği söylenen bu meyveyi yukarıda da dediğin gibi kışın tüketmek çok daha verimli olacaktır. Kilo endişeniz varsa günlük tüketim miktarını dengede tutun, özellikle başka şeker içeren gıdalar tüketiyorsanız. Bunların yanı sıra kansızlığa, göz hastalıklarına iyi geliyor. Kas ve kemik sağlamlığını arttırıyor. Bir de afrodizyak! Bitkisel östrojen yani fitoöstrojen meyvelerdendir.  Menopoz dönemindeki kadınlara tavsiye edilir. Tam bir kadın gıdasıdır!
Tüm bu yazının sonunda göz kararı bir karışım hazırlayabilirsiniz. Aşağı yukarı bir tarif gerekirse diye: bir paket yulaf ezmesi ki sanıyorum yaklaşık 400-500 gram kadar, 50 gram kadar yaban mersini,  6-7 tane büyük, etli kuru hurma, 2 -3 yemek kaşığı kadar keten tohumu. Burada tek yapmanı gereken hurmaların çekirdeğini çıkarıp, ufak ufak dilimlemek ve geniş bir kapta hepsini karıştırmak.  Sabah kahvaltısında sütle, badem sütüyle ya da yoğurtla tüketebilirsiniz.